Bu ülkede doğduğunuz gün size kimlik verilmez sadece; zamanla bir de siyasi kimlik biçilir.
Ülkeni seviyorsan "sağcı", Atatürk'ü seviyorsan "solcu", Müslümansan da mutlaka belli bir partinin seçmeni olman beklenir. Sanki bu değerler siyasi partilerin tapulu malıymış gibi...
Kim karar verdi buna?
Vatan sevgisini kim bir partinin tekeline verdi? Atatürk'ü sevmeyi kim sadece belirli bir ideolojinin hakkı ilan etti? İnancı kim siyasi propagandanın malzemesi hâline getirdi?
Ben milliyetçiyim, aynı zamanda Atatürk'e saygı duyuyorum, Müslümanım ve ülkemi seviyorum. Peki neden bunların hepsini bir arada yaşayabilmek için herhangi bir siyasi partinin rozetine ihtiyaç duyayım?
Bu ülkede insanlar fikirleriyle değil, etiketleriyle konuşuluyor.
Bir görüş açıklıyorsunuz; hemen bir partiye yazılıyorsunuz. İktidarı eleştiriyorsanız muhalifsiniz, muhalefeti eleştiriyorsanız iktidarcısınız. Tarafsız kalmaya çalışırsanız bu kez "gizli bir ajandanız var" deniliyor. Kimse sizi dinlemiyor; önce hangi kutuda olduğunuzu öğrenmek istiyor.
İşte asıl sorun burada başlıyor.
Siyaset, toplumun sorunlarını çözmek için vardır. Bizde ise toplum, siyaset uğruna birbirine düşman ediliyor. Aynı mahallede büyüyen insanlar, aynı okulda okuyan arkadaşlar, aynı sofraya oturan akrabalar, seçim zamanı birbirine selam vermez hâle geliyor.
Sonra buna demokrasi deniliyor.
Oysa demokrasi; insanların birbirinden nefret etmesi değil, farklı düşüncelere rağmen birlikte yaşayabilmesidir. Demokrasi, insanları renklerine göre ayırmak değil, ortak değerlerde buluşturmaktır.
Bugün ülkemizde siyaset, ne yazık ki bir hizmet yarışından çok kimlik savaşına dönüşmüş durumda. İnsanlar projeleri değil sloganları alkışlıyor. Çözümleri değil tarafları savunuyor. Haklı olanı değil, kendi mahallesinden olanı destekliyor.
İşte en tehlikeli nokta da budur.
Çünkü partiler gelir geçer.
Liderler değişir.
İktidarlar değişir.
Ama bu ülke kalır.
Bu bayrak kalır.
Bu millet kalır.
O halde neden birbirimizi siyasi etiketler uğruna tüketiyoruz?
Hiç kimse bana ülkemi sevmek için bir partiye üye olmam gerektiğini söyleyemez. Hiç kimse Atatürk sevgisini ya da dini inancı bir siyasi markaya dönüştüremez. Bunlar milletin ortak değerleridir; hiçbir siyasi hareketin tapulu mülkü değildir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz gerçekten özgür bireyler olarak mı oy veriyoruz, yoksa yıllardır üzerimize giydirilen siyasi kimliklerin esiri olarak mı sandığa gidiyoruz?
Çünkü gerçek demokrasi, partilere bağlı insanların çoğalmasıyla değil; özgür düşünen vatandaşların çoğalmasıyla güçlenir.
