Bazı kitaplar vardır, kapağına baktığında sana başka bir hikâye vaat eder; ama sayfalarını çevirdikçe bambaşka bir gerçekle yüzleşirsin. Canan Tan’ın Pembe ve Yusuf romanı da tam olarak böyle bir kitap.
İsmi ilk bakışta bir aşk hikâyesini çağrıştırıyor. Oysa sayfalar ilerledikçe bunun bir aşk değil, törenin gölgesinde ezilen bir kardeşlik hikâyesi olduğunu anlıyorsunuz
Roman, daha ilk sayfalarda okuru ağır bir kaderle tanıştırıyor. Hikâyenin merkezinde yer alan annenin adı Keder. Bu isim tesadüf değil; kader değil, gerçekten keder. Çünkü dünyaya geldiği anda dedesini kaybediyor ve erkek olmadığı için babası ona bu ismi uygun görüyor.
Daha doğduğu anda değeri tartılan bir hayatın başlangıcı… Keder’in hikâyesi babasızlıkla, yoklukla ve erken yaşta evlendirildiği bir hayatla devam ediyor. Şiddetin, eve kapatılmanın ve kadının yalnızca “damızlık” olarak görüldüğü o sert ataerkil düzenin içinde var olmaya çalışıyor.
Keder’in hayatında iki çocuk beliriyor: Pembe ve Yusuf. Ancak özellikle Pembe’nin kaderi, annesinin hikâyesini ürkütücü bir şekilde tekrar ediyor. Üç erkek kardeşi olmasına rağmen yalnızca kız olduğu için babası tarafından bir hizmetçi, bir yük gibi görülüyor. Oysa Pembe’nin içinde başka bir istek var: kendi hikâyesini yazmak. Ne var ki törenin hüküm sürdüğü bir dünyada bir kadının kendi hikâyesini yazması çoğu zaman mümkün olmuyor.
Romanın en güçlü taraflarından biri de anlatımındaki akıcılık. Yaklaşık üç yüz sayfalık bir kitap olmasına rağmen neredeyse tek oturuşta okunabilecek kadar sürükleyici. Sayfalar ilerledikçe hem merak duygusu artıyor hem de okur kendini bu ağır hikâyenin duygusal yüküyle baş başa buluyor.
Sonuçta Pembe ve Yusuf, yalnızca iki kardeşin hikâyesi değil. Bu roman, törenin bireylerin hayatını nasıl şekillendirdiğini, özellikle kadınların kaderini nasıl dar bir çember içine hapsettiğini anlatan güçlü bir anlatı. Okur kitabı bitirdiğinde aklında tek bir soru kalıyor: Bir insanın hayatı gerçekten ne kadar kendisine ait olabilir? Bazen bir toplumun yazdığı kurallar, bireyin yazmak istediği hikâyeden çok daha güçlü olabiliyor.
