Epstein koalisyonunun başlattığı İran çıkarması uzadıkça uzuyor. Savaşın ne zaman ve nasıl sonuçlanacağını kimse kestiremiyor; ancak yaygın kanaat, çatışmaların genişleyerek süreceği yönünde. Yıkılan on binlerce bina, hayatını kaybeden binlerce masum sivil ve çocuk, nerede duracağı öngörülemeyen bu acımasız savaşın kurbanları haline geldi.
Ağır bombardımanların, kıyamet senaryolarının ve yok olan medeniyetlerin faturası, masumların kanı üzerinden kazanılan paralarla ödeniyor. Bu vahşetin müsebbiplerinin hesap vermesi gerekirken, savaşın baş aktörleri tam aksine bölgedeki kukla yönetimlere silah satarak kasalarını doldurmaya devam ediyorlar. "İran füzeleri sizi nasıl vuruyor, görün ve silahlanın!" diyerek Ortadoğu’daki yönetimlere 16,5 milyar dolarlık silah satan ABD, şimdi yeni ve daha karanlık hesapların peşinde.
Sıkışmış Bir Siyasetin Pençesinde
İran’a diz çöktüremeyen ve başta NATO müttefikleri olmak üzere AB ülkeleri tarafından adeta yalnızlığa itilen Trump, kontrolünü kaybetmiş bir vaziyette saldırganlaşıyor. Aslında girdiği sokağın çıkmaz olduğunun o da farkında. Ancak Netanyahu’nun bir kerpeten gibi kendisini sıkan, ahtapotvari kollarından kurtulamıyor. Siyasi hayatını bitirebilecek kasetlerin servis edilme korkusu, onu yalan üstüne yalan söylemeye ve bir dediği diğerini tutmayan çelişkili açıklamalar yapmaya itiyor.
Trump’ın son dönemdeki demeçleri ise dehşet verici: "Bu gece koca bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri getirilmeyecek. Bunun olmasını istemiyorum ama muhtemelen olacak. Devrim niteliğinde harika bir şey olabilir, kim bilir? Bunu bu gece, dünyanın uzun ve karmaşık tarihinin en önemli anlarından birinde öğreneceğiz." Bu sözler, sadece bir siyasetçinin değil, bir yıkım stratejisinin dışavurumudur.
Sahada ise yıkım tüm hızıyla sürüyor. Köprüler, demiryolları, ülkenin alt ve üst yapıları ağır bombardıman altında; elektrik santralleri de doğrudan hedef alınacak muhtemelen.. İran’ın, menzili yetmediği için doğrudan ABD’ye ulaşamaması durumunda, bölgedeki iş birlikçisi Körfez ülkelerinin altyapılarına saldıracağı öngörülüyor. Bu senaryo gerçekleşirse, Ortadoğu tam anlamıyla bir cehenneme dönüşecektir.
İçimizi cayır cayır yakan, medeniyetimizi kül eden bu yangına karşı tek çare; birlikte hareket etmek ve kenetlenmektir. Birliğin zamanı çoktan geçti belki ama her şeyin bir vakti olduğu da muhakkaktır.
Allah’ın bizlere o birliği ve feraseti göstereceği günü görmeyi niyaz ediyorum.
