Geçen hafta ülkemizde, daha önce benzeri görülmemiş iki menfur olay birer gün arayla yaşandı. Genelde Amerikan filmlerinde ve okullarında görmeye alışık olduğumuz tarzda düzenlenen bu silahlı saldırılar, bir anda terör devletleri olan ABD ve İsrail’in saldırılarını da gölgede bırakarak ülke gündeminin birinci sırasına oturdu. Siverek’teki olayda yaralananlar, Onikişubat’taki olayda ise maalesef yaşanan can kayıpları canımızı fazlasıyla yaktı. Uyuşturucu ve silah kullanımının ilkokul seviyesine kadar düşmesi, toplumun her kesimini "Neler oluyor?" dedirten haklı bir korkuya sevk etti.
Bir eğitimci olarak, radikal kararlar alınması ve uyuşturucuya, silaha ya da suça teşvik eden oyun ve internet sitelerine erişimin engellenmesi gerektiği kanaatindeyim. Gençlerimizi ve çocuklarımızı şiddete yönelten odaklara karşı, caydırıcı yaptırımların en yüksek düzeyde uygulanmasından yanayız. Gelecek nesilleri korumak adına; bazı sosyal medya mecralarına erişimin derhal kısıtlanması, "oyun" adı altında çocukları suça iten portalların kapatılması ve bu yapıların sahipleri hakkında uluslararası mahkemelerde suç duyurusunda bulunulması aciliyet arz etmektedir.
Ancak meselenin bir de "suça sürüklenen çocuk" boyutu var ki, burada ulusal mevzuatımız ve uluslararası standartlar bizlere önemli sorumluluklar yüklüyor. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Pekin Kuralları (UN Standard Minimum Rules), suça karışan çocukların cezalandırılmasından ziyade "iyileştirilmesi ve topluma kazandırılması" ilkesini merkeze alır. Ülkemizde de Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde, suça karışan çocukların eğitim ve rehabilitasyon süreçlerinin, yetişkinlerden ayrı ve uzman pedagoglar eşliğinde yürütülmesi hayati önem taşır. Bu çocukların kapatılmak yerine, eğitsel tedbirlerle ve psikososyal destekle yeniden yapılandırılması, şiddet döngüsünü kırmanın tek yoludur.
Hayatı pahasına öğrencilerine siper olan matematik öğretmeni Ayla Kara’ya ve vefat eden sekiz öğrencisine Allah’tan rahmet; yaralanan onlarca kişiye ise acil şifalar dileriz.
Yaşanan bu acı hadiseler göstermektedir ki velilerin öğretmenlere bakış açısı kökten değişmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı da öğretmenleri hedef alan suçlamalar karşısında öğretmenlerin yanında durmalıdır. Okulda öğrencilerle profesyonel olarak ilgilenen öğretmenlerin yetkilerinin artırılması ve ellerinin güçlendirilmesi, şiddete meyilli öğrencilerin tespitini ve eğitim süreçlerini kolaylaştıracaktır. Öğretmenler, CİMER ve benzeri denetleme mekanizmalarıyla sindirilmemelidir.
Okullarda disiplin ve rehabilitasyon süreçleri ilkokul sıralarından itibaren başlatılmalıdır. Suça meyilli öğrenciler, velinin inisiyatifine bırakılmadan, gerekirse polisiye tedbirlerle tedavi ve rehabilite edilmelidir. Uluslararası standartlarda kabul gören "onarıcı adalet" anlayışıyla, bu çocukların hem mağdurun zararını telafi etmesi hem de sıkı bir rehabilitasyon programından geçirilmesi sağlanmalıdır. Aksi takdirde, sadece yasaklarla veya pasif bekleyişlerle bu ve benzeri olayların önünün alınması maalesef mümkün olmayacaktır.
